Tedarik zinciri özen yükümlülüğü ile iklim politikası uzun süre birlikte anıldı. Temmuz 2026 itibarıyla tablo değişmiştir: özen yükümlülüğü mevzuatındaki iklim başlığı büyük ölçüde geri çekilmiş, buna karşılık iklimle bağlantılı fiilî maliyet sınırda karbon düzenlemesi ve müşteri sözleşmeleri üzerinden artmıştır. Bu not, iki hareketi ayırmak ve Türk tedarikçiler için bugün geçerli olanı ortaya koymak için hazırlanmıştır.
Özen yükümlülüğü çerçevesinde iklim: bugünkü durum
Alman LkSG’nin iklim boyutu yoktur. Kanun metninde iklim, sera gazı veya Paris Anlaşması geçmez; çevresel risk tanımı, Minamata, Kalıcı Organik Kirleticiler ve Basel sözleşmelerinden alınan sekiz yasaktan oluşan kapalı bir listedir (§ 2/3). Bunlar kimyasal ve atık başlıklarıdır, iklim başlığı değildir.
Direktif tarafında ise iklim geçiş planı yükümlülüğü yürürlükten kaldırılmıştır. Kabul edilen CSDDD metninde bu yükümlülük 22. maddede düzenlenmişti; Şubat 2026’da kabul edilen Omnibus I direktifi ((AB) 2026/470, m. 4/16) “22. madde yürürlükten kaldırılmıştır” hükmüyle maddeyi tümüyle metinden çıkarmıştır. Direktifin ilk uygulama tarihi 26 Temmuz 2029 olduğundan, bu madde hiçbir şirkete hiç uygulanmamış olacaktır.
Bu noktada sıkça tekrarlanan iki hatayı düzeltmekte yarar vardır. Birincisi, iklim planı yükümlülüğünün “Direktifin 15. maddesi” olarak anılmasıdır; kabul edilen metinde 15. madde izleme başlığını taşır ve bu numara 2022 tarihli Komisyon önerisine aittir. İkincisi, Direktifin yöneticilerin değişken ücretini iklim planına bağladığı yönündeki ifadedir; bu hüküm de yalnızca 2022 önerisinde (m. 15/3) yer almış, kabul edilen metne hiç girmemiştir.
Peki iklim yükümlülüğü nereye gitti?
Yükümlülük ortadan kalkmadı; yer değiştirdi. Türk tedarikçiler için iklim bugün üç somut kanaldan gelmektedir.
Birincisi ve en somutu, sınırda karbon düzenlemesidir. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) 1 Ocak 2026’dan bu yana kesin rejimde işlemektedir ve çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ile hidrojen ihracatında ürün başına gerçek bir maliyet doğurur. Burada iklim, bir raporlama başlığı değil, fiyatlanan bir kalemdir.
İkincisi, raporlama yoluyla gelen veri talepleridir. Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlaması Direktifi (CSRD) kapsamındaki AB’li müşteriler değer zincirlerini raporlamak zorundadır; şirketin hâlihazırda sahip olduğu bir geçiş planına ilişkin raporlama rejimi, CSDDD’deki 22. maddenin kaldırılmasından etkilenmez. Talep, sözleşme ve yıllık anketler yoluyla tedarikçiye iner.
Üçüncüsü, sözleşmedir. Alıcılar, mevzuat sadeleşse dahi kendi taahhütleri nedeniyle emisyon verisi, hedef ve doğrulama talep etmeye devam etmektedir. Sözleşmesel yükümlülük, kanuni yükümlülükten bağımsız olarak bağlayıcıdır.
Türkiye ayağı için kritik nokta
Mevzuattaki sadeleşmeyi “iklim başlığı kapandı” diye okumak hatalı olur. CSDDD’den kaldırılan yükümlülük şirketin kendi planına ilişkindi; tedarikçiden veri isteyen mekanizmalar — SKDM ve müşteri sözleşmeleri — yerinde durmakta, hatta ağırlaşmaktadır.
Uygulamada doğru kurgu, iklim verisini ESG ve sürdürülebilirlik çalışmasının içine tek bir veri seti olarak yerleştirmektir: tesis ve tedarikçi bazında ortak veri, tek bir risk metodolojisi ve ilkesel bildirge, yıllık rapor ile varsa sürdürülebilirlik raporlaması arasında tutarlı açıklamalar. Bu yapı, hangi rejimin yürürlükte olduğundan bağımsız olarak talebi karşılar.


